Sesimizin En Tok Yanında Sevdamızın Tenhalığını Doyurduk

Sesimizin En Tok Yanında Sevdamızın Tenhalığını Doyurduk

İsmail Sarıgene yazıları ile bu gün tanıştım.. Okuduğum ikinci  yazısı  ve  paylaşmazsam haksızlık ederim dedim kendi  kendime..  İşte  sizlerin  yüreğine haykıracağını düşündüğüm bir  yazı..   Öylesine  bir hikayenin,  usta  kalem ile can bulması.. Uzun belki ama  çaldığı dakikalarınız huzurlu geçece, düşündükçe mutluluk katacak mutluluğunuza belki.. Belkide hatırlatacak size  geçmişi ve üzecek kalbinizi..

Neyse buyurun hadi..


 

Beni düşünerek yorma kendini

Kaç geceye hüküm verdik..Kaç saati sevdamız adına kurban ettik..sayısız…Uykuları uyandırıp yıldızların şahitliğinde el ele yürüdük hayatın çileli yollarında. Bazen özlem ile sarıldık birbirimize bazen de sesimizin tok yanında sevdamızın tenhalığını doyurduk..Koştuk zamanın geçmiş sayfasından en geniş yanına. Bize biçilmiş sınırları aşıp hasret yüklü gecelere büründük. Zaman bizim aleyhimize çalışırken gözlerimiz gözlerimize hiç perdelenmedi. Sen benim gözlerimden baktın geceye, ben senin gözlerinden geçtim Cennete..

Yalın ayak bir harfi, devrik bir cümleyi ve belirtisiz bir nesneyi kendimize boyadık. Harf harf büyüdük ve giyindik sevdayı..Acının üzerine devrilmiş cümlelere dönüp mutluluk haklarını hatırlatıp belirtisiz bir nesneye sevdayı öğrettik..

ve de başardık sevgili..

Ayrı iki gökyüzüne bakan iki yürekten aynı sevdanın içinde bir cümle olarak kullanıldık sevgili..yan yana duran iki mutluluk..birbirinin kemiklerine sarılmış iki el..

ve de sevdaydık artık..

Yol hasrete uzadıkça, biz nefeslerimizi birbirimize yakınlaştırmayı bildik. Sustuklarımızda çoğaldık, yaşadıklarımızda yeniden tazelendik..Kök verdikçe yüreklere, dar bir yataktan doğmuş bir nehre su yolu olduk..ve de mutluluktuk ve sırtlarımıza geçirdiğimiz küfelerin ağzına kadar umutları doldurduk..

……….

Kolay değildi yaşananlar..

Yanmaya hazır iki kağıt parçası değildi yüreklerimiz..dikenliydi yollarımız..hiç te kavuşma yazmıyordu yazgımızda..Yalnızlıkta çoğalıp, uzaklığı yakın edecektik biz..Söylenmemiş bir sözün en sonuna gelecek bir noktanın ağırlığı dururken, aramızdaki mesafeleri daralttık.

Sen,
Ben..
Umut..
Mutluluk
Elif… tüm iyilikleri yakın ettik nefesimize..
Safları daralttık ve “ biz “ olduk..

Zor olanı zor kazandık..Sıklaştı adımlarımız bir kere..Ayak sesleri büyüdükçe gecenin içine binlerce durak kurduk..Karanlığa aydınlığı çalan yıldızlara yatak oldu yürek sahnemiz..Terihli trenlere yol verdik gece masallarımızda. Perdeleri kaldırdık, soyunduk acıya ait ne varsa..

Sevdaydık biz.
Bir cümleye emanet edilmiş..

Sınırdışı edilmiş bir hüviyetin eşgali aransa da yüzümüzün coğrafyasında, biz hep sevda yanlısı olduk. Top, tüfek bilmez ellerimize reva görülüp zorla tutuşturulan kan çiceklerini bile hediyeden saydık. Yüreklerine enjekte edilmiş kanları ellerimizle süzerek hayat aşıladık dallarına..Biraz sen biraz benden birşeyler ilave ettik. En mühimmi hayat olduk ölümün kol gezdiği anda..

Hiçbir zaman aynı yolcu listelerinde geçmedi adlarımız..
Aynı duvara yaslanmadı omuzlarımız
velakin
Biz aynı sevdaya yazılandık..
Yaşayanın da yazanın da aynı olduğu bir hikayenin baş kahramanıydık..

…..

Geceydik..

Gün ışığına namzet yüzler iken biz geceye yazıldık. Karanlığın içinde kaybolmuş iki mum ışığıydık..ya da kendini bile göstermekten b aciz iki küçük el feneriydik. Karanlık etrafımızı sarmış..Beyhude çabalarımız..Karanlığın içinde kaybolmak üzereyiz..Bitmekteyiz..Ne var ki iki el feneri birbirinin karanlığına yol oldu, yalnızlığına ses..Kendisine bi yol göstermekten aciz bir el feneri başkasının içine ışık yolu oldu..Suskunluğuna ses, yalnızlığa düşen bir nefesti sevdamız.

Adı konulmamış bir çocuğun gözlerine düştük ilk önce.. Yıldızlar serili başlarımızın üstü. Rengarenk balonlar ile süslenmiş yol üstü molalarımız. Doğum sancımız bile olmadı bizim.. Sen benden önce bana kurban olmaya niyetlenmiştin. Ben acıya bedeller öderken, sen bana nefesinle bir dua örüyordun.. yarım cümlelik bir adamın bir nefesine bin nefes eklemektekteydin..ben senden bihaber, sen benden bihaber..

Bir Mayıs gecesinde doğdu içimizde birikmişlikler. Nur topu gibi bir sevdamız ellerimize verildi..Zaman geç kalmıştı belki de..Ne ben sana, ne de sen bana yakın bir alfabede idik..Ama aynı sevda cümlesinde sevdaya atıfta kullanıldık. Cennetin bir çekmesinde saklı duran bir duaydık biz.. Umudun safına durmuşken sevdaya ait bir alıntının içinde yer aldık..

….

Biz bu sevdaya hiçbir zaman bir masala kahraman olmak için koyulmadık.. geçmiş zaman olmaya yeltendikçe, geniş zaman kiplerinde kuruldu öznelerimiz..ve hiçbir zaman mutluluğu aramadık.Çünkü zaten mutluluk bizdik..İşte bu yüzdendir sana hayat demelerim..Hayatın ta içinde ve en derininde..

yaşanılan,
yazılan ve nefes alınan…

yukarıdaki masalımsı hikayede acılar da yaşamadık mı..yaşadık hem de en alasından..Ama acıları bile kabullendik..Giyindik sancıyı, sonbaharı bile yeşil bir bahçeden saydık. Acıdan istifade ettik, akıttığımız gözyaşlarımızla nice yetim kelebeğe can olduk kim bilir. Ve yazılı onca aşk harfiinde kim bilir kaç aşk filizlenmiştir.

Acı.siyah..
sonbahar..

el ele verdik..Omuz verdik acıya..Siyahı giyindik..Siyahı giyindin demiyorum..Sonbahara özendik..Uzakta bir yerde tekil bir yalnızlığın içinde yer almadık..Uzaktık ama sevdanın çoğul ekinde yaşadık ve yaşıyoruz da..

sonbahar demişken o sarı yapraklı ağaçların yol kenarlarına sıralandığı hayat yolunda seninle koşmak..yaprakları incitmeden..sonbaharı küstürmeden.

….

24 aralık 2009

İsmail SARIGENE

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>