“Mehmet Şevket Eygi” Ne Demek. ?

“Mehmet Şevket Eygi” Ne Demek. ?

Bu yazıyı okuyunca bir kez daha hayran oldum O’na.  Yazılarını her okuduğumda fikirlerine  olan hayranlığım bence malum, ancak bu bir başka güzel oldu.  Yazıyı yazan kardeşimizede ayrıca teşekkürler.. 

Bir Pazar sabahı Yenikapı’dan Cankurtaran semtine doğru…
 
Fatma Betül Demirel yazdı

Bir Pazar sabahı Yenikapı’dan Cankurtaran semtine doğru yürümeye karar verdim. Elimdeki yarım haritadan çıkardığım sonuç; Cankurtaran’ın çok uzakta olmadığıydı. Fakat Kumkapı tren istasyonuna gelip bir sonraki durağın Cankurtaran olduğunu anlayınca biraz endişe duydum.

Gideceğim yerin yakınında bulunan caminin adını yanımdan geçen başörtülü kardeşe sordum. O sırada bir taksici bizi duydu ve Kumkapı istasyonunun arkasındaki alt geçitten yukarı dümdüz çıktığımızda camiye ulaşabileceğimizi söyledi. İçim rahatlamıştı.

Geçitten sonra vardığım meydanda duraksayınca küçük ablaya tekrar sorma ihtiyacı hissettim. Bana rastlamadan hemen önce yüreğinin savurduğu yere gitme kararı alan kardeşle beraber yürümeye başladık. Hafif eğimli bir yokuşun sonunda camlarında demirler bulunan devasa gri bir kütleye rastladık. Demirler ve pencerelerin iç kısımlarında iplere asılmış çamaşırlar bana mekânın hapishane olabileceğini hissettirdi. Ülkeye kaçak giriş yapmış insanların sınır dışı edilmeden önce bekledikleri yapıymış rastladığımız. Allah bilir ne zorluklarla karşılaşıp gelmişlerdi bu ülkeye. Zordu yaşamak, vesselam.

Mehmet Şevket EygiBinanın önündeki polislerin dediğine göre 20 dakika daha yolumuz vardı. Macera arayan bünyelerimiz yıkılmak üzere olan bir hamama rastlayınca çatısına çıktık. Bundan sonraki görüşmemizdeHadrianus Kemeri’ne çıkmak için sözleştik.

Mehmet Şevket Eygi bize çay ısmarladı

Hamamı geçip sağa dönünceArasta Bazar’ın yakınlarında olduğumuzu fark edip yönümüzü sahile çevirdik. Emin olmak adına bir kafenin önünde duran çalışanlara danışmaya karar verdik. Biz sormaya fırsat bulamadan kafeye Mehmet Şevket Eygi’nin ve birkaç arkadaşının girmekte olduğunu görüp, hal hatır sorma kararı aldık.

Kim olduğumuzu, adlarımızı ve bölümlerimizi öğrendikten sonra bize çay ısmarlamak istedi. Minnetle kabul ettik. Arazi çalışması için yakınlarda bir caminin çevresine gideceğimizi ve mimarlık fakültesi öğrencisi olduğumu öğrendikten sonra ilk sorusu ‘Mimarînin babası kimdir?’ oldu. Biz bilemeyince defterlerimizi eline alıp yazmaya başladı.

Topraktan yapılan (çamurdan yapılıp güneşte kurutulan) camiler için ‘djenne’ tabirini kullandı. Ayrıca samandan evlerden söz edip ‘maisons en paille’ diyerek bu kavramları araştırmamızı salık verdi. Mimarînin babasının da ‘Vitruvis’ olduğunu söyleyip devam etti sözlerine.Cankurtaran

Büyük düşünür olamadan büyük mimar olunamaz

Büyük düşünür olamadan büyük mimar olunamazdı kendisine göre. Mimar Kemaleddin’i bilmeliydik mesela. Oturduğumuz kafeye yakın bir binadan bahsetti. Osmanlı döneminde yapılan son kamu yapısı olan eski Sultanahmet Cezaevi şu an otel olarak kullanılmaktaydı.

Sonra Hasan Fethi adlı bir mimardan bahsedip, kendisinin Firavun devri mimarîsini uygulamalarında kullandığını ve 20. asrın 10 büyük mimarından biri olduğunu belirtti.

Yakın zamanda kütüphanesinin bir kısmı satışa sunulan bir mimarın kitaplığından bu mimarların eserlerini seçtiğini söyledikten sonra bize kaç dil bildiğimizi sordu Sayın Eygi. Bir mimar 3 dili iyi şekilde, 2 dili de orta seviyede bilmeliydi kendisine göre. 200 yıl önce bir adam hiyeroglif alfabesini çözebiliyorsa, biz de vasıflı ve kendini yetiştirmiş Müslümanlar olabilirdik.

Bir güzel sanat dalı ile uğraşmalısınız

Bunun için ilk olarak kendi kütüphanemize sahip olmalıydık. Elindeki 1988 yılından kalma bir mimarlık dergisinde rastladığı bir mimardan bahsederek, A3 ebadında basılmış fotoğraftaki kadar kitaba kendisinin bile sahip olmadığını itiraf etti.

İkinci olarak bir güzel sanat dalı ile uğraşmamız gerektiğini söyledi. Çömlek yapacaksak misal, Alev Ebuzziya’yı bilmeliydik. “Japan/China pottery”dendiği vakit fikir ve söz sahibi olabilmeliydik. Ben ney ile bir dönem ilgilendiğimden bahsedince, ‘açıldığın zaman karayı kaybedebileceğin okyanuslardandır ney’ diyerek uyarıda bulundu bizlere.

Üçüncü olarak da başlarımızdaki örtüleri göstererek bize desenli eşarp takmamamızı öğütledi. Ayrıca kendisinin akıl sağlığını hâlâ koruyor olmasını televizyonu olmamasına bağladı.

CankurtaranSon olarak Beşiktaş’ta Abdülhamid’in şeyhinin türbesinin içinde olduğu bilinenŞeyh Zafir Külliyesi’ni yapan mimarRaimondo D’aranco’dan bahsetti ve kendisini översek bize hakkını helal etmeyeceğini de ekledikten sonra bizi Allah’a emanet etti. Çaylarımızı bitirip Cankurtaran tarafına doğru yol almaya devam ettik.

Rabbimin yaptığı güzel planlarla…

İlk girdiğimiz sokak bizi Four Season Hotel’e çıkardı. Kapısına geldiğimizde Mehmet Şevket Eygi’nin bahsettiği son kamu binasında bulunduğumuzu anladık. Araziye ulaşıp anket çalışması yaparken uğradığımız bir atölyede dükkân sahibi bayan bize ney üfleyerek Hoca’nın sözlerini doğruladı.

Tepelerin ardında çoktan batan bir güneşle ve ceplerimize doldurduğumuz eşsiz anılarla gülümseyerek vedalaştık arkadaşımla. Rabbimin yaptığı güzel planlarla bir kez daha benden büyük bir iradenin varlığını iliklerime kadar hissetmiştim. Allah bize yeterdi, O ne güzel vekildi. (Âl-i İmran, 173)

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>