Bizi suçlayanların gerici zihniyetleri – İslam ve Bilim

Bizi suçlayanların gerici zihniyetleri – İslam ve Bilim

Bizi “gerici” diye yaftalayanlar çok iyi çalışıyor, ellerine geçen her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeyi biliyor ve propaganda için her türlü imkanı kullanmaktan da çekinmiyorlar. Bazı zaman oluyor ki kendilerindeki çirkin özellikleri, eksik yanları, biz Müslümanların üzerine atmaktan da utanmıyorlar..


Bunlardan birisi de “gerici”, “yobaz” gibi yaftalarla ifade edilmeye çalışan bilimsel gelişmelere bakış açımızın yanlış anlatılması gayretidir.  Müslümanlar teknolojik gelişimlere karşı, bilimsel çalışmayı boşa zaman harcamak olarak gören, günümüzden bin yıl öncesinin yaşamını süren başka dünyanın insanı gibi gösterilmeye çalışılıyor. Mesele hiç böyle olmasa da, insanlar buna inandırılıyor.
Peki gerçekten öyle midir? Müslüman devletlerin geri kalmışlığının sebebi müslüman olmaları mıdır? Tabi ki hayır. Buna en kısa cevap olan “Osmanlı geri kalmış bir imapartorluk muydu?” sorusunun etkisini, karşılaşacağınız  soğuk ifadeyle görebilirsiniz.

Her ne kadar İslam’a karşı bu kadar acımasız ve insafsız davrananların sayısı çok fazla olsa da, insaflı avrupalı insanlarda çıkmıyor değil. Bunlardan biriside bir Alman Olan Dr. Sigrid Hunke’dir Yazmış olduğu ve Bedir Yayınevi tarafından tam metni Türkçe’ye çevrilen “Avrupanın Üzerine Doğan İslam Güneşi” adlı eser bizim meselemize ışık tutacak kaynaklardan birisidir. Uyuklayan Avrupa bir tarafta dursun, İslam’ın “İlim Çin’de de olsa gidin alın” emri, müslüman bilim adamlarının bilimsel çalışmaları ve sonuçları, tıptaki muhteşem buluşların Avrupa tarafından nasıl kullanıldığını ve daha birçok meseleye değinmektedir.

Günümüzde araştırma kitapları okuyanların gözden kaçırmadığı bir gerçek olan kaynaklardaki ayrıntı. Tarihçilerimizden, din ilimleri yazarlarımıza kadar birçok araştırmacının bir kaynağı vardır Avrupada. “Paris Kütüphanesi”. Bizden aldıkları kitabı bize vermeyenlerden, ancak mikrofilm kopyasını alabildiğimiz bir kütüphane. Gelişimlerini bizim kaynaklarımızdan sürdüren bir fikir yapısı, ve bizi gerici olarak yaftalayan küçük beyinler..

Ve geçmiş dönem. Hrisitiyanlık.. Kilise diktatörlüğü. Engizisyon mahkemeleri ve bilimsel gelişmeye karşı şiddetli tepki. Bir bilim adamı: Galileo Galilei (15 Şubat 1564 – 8 Ocak 1642), İtalyan, fizikçi, matematikçi, gökbilimci ve filiozof. Dünya dönüyor diyen bu bilim adamı Engizisyon mahkemesinde yargılanmaya başlar. Bilimsel buluşu dine ve ilme aykırı olduğu gerekçesiyle cezalandırılacaktır. Uzun yıllar hapis yatar. Mahkemeye çıkartılır. Şiddetli bir zehirle öldürüleceği söylenir. Arkadaşları vazgeçmesi için ısrar eder. Kendisiyle beraber ilminde gideceği düşüncesiyle fikrinden vazgeçtiğini dile getirir. Mahkeme serbest bırakmış, arkadaşlarıyla beraber çıkarken, bilim adamı  olmanın verdiği belki cesaret, belki yürek acısı ile kendi dilinde “eppur si muove” yani “ama yinede dönüyor” dediği için cezalandırılır. Bazı kaynaklara göre kör olur ve normal bir şekilde ölürken, bazı kaynaklara göre mahkeme tarafından ölüm cezasına çarptırılır.

Kimmiş bilimsel gelişmelere karşı olan? Bizim tarihimizde benzer olaylar yoktur. Hiçbir gerekçeye dayandırılmadan, birbir farklı eksik yanı ile teori olarak sunulan Darwin’in evrim teorisini örnek vermeyecekler herhalde. Bizim ona bakış açımız İslami ilkeler bir yana, bilimsellik, hatta akıl ve mantık dışı olmasının gereğidir..

Kur’an üzerinde araştırma yapan onca araştırmacı ve bilim adamlarının buluşları gösteriyor ki aradan geçen on dört asır sonrasında daha yeni bulunabilen birçok şey, herhangi bir teknolojiye sahip olmayan Asrı Saadet’te bildirilmiştir.

Son söz olarak şunu söyleyelim; bizim dinimiz ile gerçek bilim çelişmez, gerekçesini bulamadıkları olaylarda “fizikötesi” diyerek kenara çekilenler, tam doğruyu bulduklarında hakikatin İslamla çelişmediğinin farkına varacaklardır. Hiçbirşey yoktan var, vardan yok olamaz dedikten sonra, başlangıç olarak nasıl meydana geldiğini belirtemedikleri “bingbang” kabul edenler, “Allah herşeyi yoktan var etmiştir” kaidesinin bilime ters düştüğünü nasıl söyleyebilirler. Eğer söylerlerse “büyük patlama neyle gerçekleşmiştir?” sorusunun cevabını vermek zorunda değil midirler?

Salih Kartal
Ekim 2011

Bir Yorum

  1. Bence klasik olacak ama en büyük sıkıntı bizde yada içimizde yani ”Bizi suçlayanların gerici zihniyetleri” ne karşı tepkimizi koyabiliyormuyuz . hak davamızı sonuna kadar savunabiliyormuyuz önce bunu düşünmemiz lazım…

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>