Ben Rahatsızım! Allah Şifa Vermesin..

Ben Rahatsızım! Allah Şifa Vermesin..

“Bu rahatsızlığa Allah şifa vermesin.” diye bir kitapta  görmüştüm.. Rahatsızlığımla  doğrudan ilişkili zaten bu durum.. Çünkü benim hastalığım kitap.. Benim hastalığım kitaplara olan muhabbetim.. Benim hastalığım bir  dizi kitap gördüğüm yerde  durup, “Şu kitapların arasında ne var?” diye bakmadan geçemeyişim..

Öğrenci bütçesi ile  kitaplara  verilen paralardan muzdarip olsam da  duramıyorum işte.. Hele piyasa fiyatından ucuz kitaplara  denk gelirsem durdurmak daha zor hale geliyor nedense !..

Birde bazı kitapçılar yok mu, muhabbet etmesini bilen adamlar..  Kitaptan  anlayan adamlar..  Çıkmak istemiyorum doğrusu  oradan.. Bir  yazar  sordunuz mu, benim, hakkında bildiklerim üzerine bişeyler ekleyebilen, bilmediğim bir kitabından bahsedebilen,  şu veya bu nedenden dolayı kitap önerebilen… Tamam işte, orası bir uğrak  mekan halini almıştır benim için..

Bazı dönemler gün aşırı kitap kapıp, eve  yada arkadaşlarımın yanına  gittiğim oluyor..

Tepkiler  hazır ;

“Ya alıyorsun ama ne zaman okuyacaksın sen bunca kitabı?”
“Kitaba  ver  sen parayı, sonra param yok diye söylen.”
“Aldığın kitapları okudun da bunlar mı kaldı ? ”

Birkere, kitap olsun okuyacak zamanı bulursun elbet.. Ben az çok yolculuk yapan bir adamım, yolda yapabileceğim daha iyi bir iş söyleyin, onunla  geçireyim yolculuklarımı..  Kitap okuma  sevdalısı bir  yazar:  “Yolculuk yapmanın en çok neresini seviyorum biliyor musunuz; Tabiki okumayı”  diyor..  Okumayı sevmeyenlerin anlayamayacağı kadar acaip bir  durumdur bu..

İkincisi, kitap aşığı bir adam cebinde  parası  varsa alır  hemen kitabı.. Çünkü, ya ilerde bu kadarda param olmaz da ben kitap alamazsam diye endişe eder, korkar..  Son paranı kitaba vermenin ne demek olduğu, kitap okumayı sevmeyenler, öğrenmeye iştiyakı olmayanlar için kolay anlaşılamayacak kadar acaiptir..

Üçüncüsü, her kitap okunması için alınmaz – desem çok acayip olacak belki – ama mutlaka okunur.  Yani örneğin Necip Fazıl Kısakürek Çile kitabını alıp baştan sona okumaz çok kimse, ama  ara ara  mutlaka  okur.. Yada 8 10 ciltlik fıkıh kitabını alırsınız ama “oturup baştan sona bitirmeden başka kitap okumayacağım” derseniz olmaz.. O kitap zaman zaman okumak için vardır.. Kitap okumayı bilen adamlar eş zamanlı olarak birden fazla  kitap okurlar  diye düşünürüm ben hep.. Kütüphanenin kitap ile dolu olması, oraya girdiğinde kütühaneyi süzmek,  kitaba  bakınca mutlu olmak,  onca zamandır  yerinde  duruyor olmasına  rağmen kitabı alıp şöyle göz ucuyla kontrol etmek ne demek; kitap okumaya  aşık olmayanların anlayamayacağı kadar acaip bişeydir..

Şunuda  söylemeden bitirmeyelim yazıyı..

Kitap okumak hobi değildir.. Kitap okumak gerekliliktir, şarttır.. Gözleri kitaba alıştırmak, her kendini geliştirmek isteyen için olmazsa  olmazdır.. Hergün birkaç dakika ile sınırlı da olsa, birkaç sayfa, bir kaç konu da olsa mutlaka okumak, zinde durmanıza, zihninizin yorgunluğunu almanıza, düşünme yetinizin gelişmesine, bişeyler üretmenizin kolaylaşmasına yardımcı olur.

İbn-i Haldun, Mukaddime’sinde ” Beyin değirmen taşına benzer, içine bişey atmazsanız kendi kendini öğütür” demiş.. Eğer bilgi ile doldurursanız, ürün alırsınız (buğday atıp, un alanlar gibi), boş bırakırsanız taş kendini yıpratır..  Beyninize zarar verirsiniz..  İleride çalışmaz hale gelir..

Her şart altında mutlaka zaman ayırabilenler ise  kitaba  sevdalılardır.. Kitap okumadan uyuyamayanlar diye bir grup görmüştüm.. Bu gruba  öyle olduğu için katılanlar, kitaba sevdalı olanlardır diye düşünüyorum…

Nice kitap dolu hayırlı ömürlere  inşaallah..

Salih Kartal – 23-03.2012

Yorum Yapın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>